Bizimle iletişime geç
Sosyal İnsan

Sosyal İnsan

Türkan Şoray, Türk Sineması Günleri’ne konuk oldu

Kültür Sanat

Türkan Şoray, Türk Sineması Günleri’ne konuk oldu

Türk sinemasının ve Yeşilçam’ın sultanı olarak bilinen ünlü oyuncu Türkan Şoray, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin düzenlediği programa konuk oldu.

Türkan Şoray, Türk Sineması Günleri'ne konuk oldu

Yeşilçam’ın yaşayan efsanelerinden biri olan, özel hayatı ile değil de sadece mesleği ile gündeme gelen bir isim olan Türkan Şoray, İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Türk Sineması Günleri’ programında konuşmacı olarak yer aldı.

Türk sinemasındaki edindiği tecrübeler, anıları ve önerilerini paylaşan Şoray, sinemaya başlamasının ailesinin yaşadığı maddi sıkıntılar olduğunu söyledi. İşte usta ismin konuşmasından satır başları:

“Gerçekten büyülendim ve o anı öyle kalmıştı. Daha sonra okula giderken sinemaya gidiyordum ama sinemada çalışmaya, sinemanın nasıl bir mucize olduğunu, nasıl bir tutku haline gelebileceğini bilmeden başladım. Çünkü ilk filmimdeki kazanç ailemiz için gerekliydi. Filmlerde hayatları canlandırmak giderek beni cezbetmeye başladı. Mesela sinemaya girişimin birinci yılında Türkiye’nin en ünlü yönetmeni Metin Erksan ile ‘Acı Hayat’ adlı bir film çektim. Filmde Ayhan Işık ve benim gibi tecrübesiz bir kız oynuyor. Çok acı çeken, alt tabakadan gelmiş, hayatta ezilmiş, çocukluğunda hiç mutluluk yaşamamış manikürcü bir kız rolü. Ben bu rolü yönetmen bana bir şey tarif etmeden canlandırmıştım. Hatta bu filmle Antalya Film Festivali’nden ‘En İyi Kadın Oyuncu’ olarak ilk ödülümü aldım”

“Çok küçük yaşlarda okuldan film setine giderdim ve sinemada kahramanlar ne yaşıyorsa ben de onu yaşadım. Benim diğer oyunculardan farkım sanırım hiç özel hayatım olmadı. Yani her gün film çeviriyordum ve bu giderek hayatımın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Filmlerde acıları, aşkların en büyüğünü, duyguları en derinlemesine yaşıyordum. Yapımcılar eğer Türk sinemasından kazandıklarını tekrar Türk sinemasına yatırsalardı sinema daha iyi bir sermaye haline gelirdi”

“Oynadığım birçok karakter hayal mahsulü, daha yüzeysel karakterlerdi ama seyirci seviyordu. O sıralarda da Lütfi Akad, Metin Erksan çok gerçekçi filmler çekiyorlardı. Ben ‘Neden gerçeğe yakın filmlerde ben yer almayayım ki?’ diye çok üzülüyordum. Sonra ben Lütfi Akad ile çalışmak istediğimi söyledim. Akad, ‘Ana’ diye bir film hazırlamıştı bana. Kan davası hikayesiydi ve ben o makyajlı süslü hallerimden sonra ilk defa şalvar giydim. Tarlada çapa yapan bir köylü kadını oynadım. Konu çok güzeldi, ben de karakterimden çok memnun olmuştuM. Bir filmin kaptanı gerçekten yönetmen. Oyuncu veya senaryo ne kadar güzel olursa olsun, yönetmen o filmi iyi çekemezse, bir dil tutturup anlatamazsa, filmin güzel olması mümkün değil”

“Sinemada bir dil tutturmak lazım. Önemli olan hikayeyi nasıl anlatacağınız. Ayrıca mutlaka filmin bir ritminin de olması lazım. Yönetmenin filmdeki olayı yaşatabilmesi için konunun içerisine girmesi lazım. Mekan konusu da çok önemli. Bugün Türk sinemasına pek sıcak bakmayanlar, şunu bilmeli ki Türk sineması tamamen halkımızın, öz kültürümüzün yarattığı bir sinema. O zaman da aydınlar birtakım yorumlar yapıyorlardı. Yeşilçam’da filmler çekildiği zaman eğer halkımız sinemalara gitmeseydi, takipçilerimiz olmasaydı, bizleri sevmeseydi Türk sineması olmazdı. Onun için Yeşilçam sinemasını hiçbir zaman küçümsememek lazım”

Yorum yapmak için tıkla

Bir cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Kültür Sanat

Yukarı