Bilim/Teknoloji

Bilimsel Olarak: Neden Her Gün Okumaya İhtiyacımız Var?

Beyni aktif bir şekilde çalıştıran eylemlerden biri, okumaktır. Zihni yeniler, tazeler, genişletir ve daha da ötesi zihnin gelişmesinde önemli rol oynar. Yazar Roberto Bolaño, “Okuma düşünmek gibidir, dua etmek gibi, bir arkadaşınızla konuşmak gibi, fikirlerinizi ifade etmek gibi, diğer insanların fikirlerini dinlemek gibi, müzik dinlemek, manzaraya bakmak gibi, sahilde yürüyüş yapmak gibi. ” der. Bir insanın hayatında beklenti duyduğu her şeyin okumak ile giderilebileceğini söyler fakat bunun da ötesidir.

Beyninizdeki Bağlantıları Arttırıyor

Her gün 10 sayfa kitap okuduğunuzu varsayalım ve bir kitabın 300 sayfa olduğunu. Ayda 1 kitap, yılda 12 kitap okumuş olursunuz. Kitapların farklı tür ve materyallerde olduğunu, farklı anlatım biçimlerine ve yazı diline sahip olduklarını da düşündüğümüzde, 12 farklı insanın gözünden hayata bakmış oluruz.

Okuduğumuz her bir kelime, zihinde soyut semboller şeklinde görülmektedir. Örneğin, betimlemelerin yer aldığı bir kitapta önce soyut sonra somut semboller ile birlikte zihnimizde canlandırmalar gerçekleşir. Bu da beynimizde sürekli olarak sembollerin kodlandığını ve kodların karmaşık bir şekilde çözüldüğünü gösterir. Çözümlenen kodlar, fikirleri oluşturur. Bu muazzam bir süreçtir

Maryanne Wolf, Okuyan Beynin Bilimi ve Hikayesi adlı kitabında beynin çeşitli bölümlere sahip olduğunu ve yazılı bir metni çözme yeteneğimizin senfoni orkestrasındaki enstrümanlar gibi hep birlikte çalıştığını söyler. Bu durumu kitabında şöyle açıklar:

“İnsanlar sadece birkaç bin yıl önce okumayı icat ettiler ve bu buluşla, beynimizin organizasyon yapısını yeniden düzenledik, bu da düşünebildiğimiz yolları genişletti ve türümüzün entelektüel evrimini değiştirdi… Atalarımızın bu icadı, insan beyninin mevcut yapıları arasında yeni bağlantılar kurma konusundaki olağanüstü bir kabiliyeti ortaya çıkardı.”

Duygusal Zekayı Tetikliyor

Kurgulamak, tamamen sosyal bir deneyimdir. Bu nedenle okumak, duygusal zekayı arttıran eylemlerden biridir. Duygusal zeka için odaklanmak gerekir. Bu odak seviyesi de okuyarak geliştirilir. Odaklanmak, zihindeki bağlantıları arttırmak demektir. Zihindeki sinir hücreleri arasındaki bağlantı arttırıldığında konsantrasyon ve odak seviyesi de artacaktır.

Psikolog David Comer Kidd ve New York’taki New School for Social Research bünyesinde bulunan psikolog Emanuele Castano, edebi kurguların okunması ile diğer insanların duygularını algılama ve anlama yeteneğinin geliştirildiğini savunmaktadır. Kidd, “Büyük yazarların yaptığı, sizi yazara dönüştürmek. Edebi kurguda, karakterlerin eksikliği zihninizi başkalarının zihinlerini anlamaya çalışmaya zorlar.” şeklinde bu durumu açıklamaktadır.

Konuya yönelik olarak Emory Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da roman okumanın beyindeki dilsel kısımları etkilediğini ve bu kısımlardaki bağlantıları geliştirdiğini tespit etmiştir. Araştırmanın başında yer alan sinir bilimci Gregory Berns araştırması ile ilgili olarak:

“Fiziksel duyum ve hareket sistemleriyle ilişkili bulduğumuz sinirsel değişiklikler, bir roman okumanın sizi kahramanın bedenine taşıyabileceğini gösteriyor. İyi hikayelerin sizi mecazi anlamda başkasının yerine koyabileceğini zaten biliyorduk. Şimdi biyolojik olarak da bir şeyler olabileceğini görüyoruz.” demiştir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu