Bir İnsanın İç Dünyasını Anlayabilme Sanatı: Gönül Dili

Seni sevdim gönülden

Anlamadın dilimden

Aşkımı gam telinden çaldığın da yalan mı?

Sevdim sevdim sevilmedim

Yine sevdim yalan mı?

Baharımı kış eden öpüşlerin yalan mı?

Harap olan bu gönlüm senin için saray mı?

Viran olan bu gönlüm senin oyuncağın mı?

Sözü ve müziği Yıldız Tilbe’ye ait olan bu şarkı ile giriş yapmak istedim bugünkü yazıma. Hayattaki en büyük dertlerimizden biri, sevdiğimiz insan tarafından sevilmemekten de öte, Yıldız Tilbe’nin de şarkı sözlerinde demiş olduğu ilk iki dize de yer alıyor. O nedenle bugünkü konumuz: gönül dilinden anlamak.

Bir insanın iç dünyasını anlamak, gönül dili ile konuşmak ve anlamak demektir. Bu bir sanattır, herkes beceremez. Karşınızdaki insanla aynı acıları, aynı mutlulukları paylaşabilmeniz için aynı gönlü paylaşmanız gerekir. Çünkü bu hayatta Mevlana’nın da dediği gibi, “Aynı dili konuşanlar değil, aynı gönlü paylaşanlar anlaşabilir”.

Aynı Gönlü Paylaşmak

Pek çok kişi aynı gönlü paylaşmayı ya empati kurmak olarak değerlendirir ya da birbirini sevmek olarak. Oysa aynı gönlü paylaşmak, aynı acı ve mutluluk demlenmek demektir. İnsanlarla kurduğumuz iletişimde başarılı olamıyorsak eğer, bir de olaya ya da duruma gönül dili ile bakmak gerekir. Peki bir insana nasıl öyle bakabilirsiniz?

Farklı acıların da mutlaka bir ortak noktası vardır. Örneğin, kaynar suyun vücuduna devrilmesi ile yanan birinin acısı, kahve nedeniyle dili yanan insanın acısı ile eş değerdir. Burada söz konusu olan değişken acının ne türde geldiği değil, bunu anlatma ve yansıtma biçimidir. Mevlana sözünde de bunu kast etmektedir. Biriyle aynı dili konuşmaktan da öte bir şekilde, onun acısını nasıl anlatacağını bilmek ve yansıtma biçiminden acısını anlamak, aynı gönlü paylaşmaktır. Hayatınızda yalnızca gönlünüzü paylaşabildiğiniz insanlar ile mutlu olabilir, dertlerinizi paylaşabilir ya da konuşabilirsiniz. Aynı gönülde olamadığınız hiç kimsenin hayatınızda da bir yeri yoktur. Hiçbir zaman da olmayacaktır.

Bahçeden Gelen Kokuyu Çiçek Belirler

Eğer birine karşı beslediğiniz duyguları yansıtmak istiyorsanız, gönlünüzdeki bahçenin nasıl olduğuna bakmalısınız. Bahçeniz nasıl kokuyor? Nasıl görünüyor? Sulanmaya ihtiyacı var mı o bahçenin? Çiçekleriniz bakımlı mı? Yoksa solmuşlar mı? Arka bahçenizde gizli bir yeriniz var mı? Bu gizli bahçeye kimler girebiliyor?

Eğer gönlünüzden geçenleri kelimelere dökmek, karşınızdaki insana söylemek, içinizde her ne var ise anlatmak istiyorsanız içinizdeki bahçeyi temiz tutmalısınız. Çünkü bahçenizden gelen kokuyu çiçek belirler. Çöplüğe dönen bir bahçeyi kimse koklamak istemez. O bahçeyi biri düzeltmek istediğinde de değişime tepki veren topraklarınız karşınızdaki insana ihanet eder.

“Yapmasaydın.”

“Değiştirmeseydin.”

“Affetmeseydin.”

“İstemeseydin.”

“Konuşmasaydın.”

“Gelmeseydin.”

Eminim bu cümleler oldukça tanıdık geldi sizlere. Gönül dili ile konuşmak istiyorsanız, bahçenizin güzel kokması önemlidir. Güzel kokmayan bahçenize, yeni bir çiçeğin girmesi anlamsızdır ya da gübrelemediğiniz toprağa yeni bir çiçek ekmeniz gibi…

Bir insanla gönül dilinden konuşmak istiyorsanız, öncelikle içinizdeki çiçeklerin açmasına izin verin. Açan her bir çiçek, hayatınızdaki doğru ve yanlışları size gösterecektir. İnsanları görmenizi sağlayacaktır. Temiz bir bahçeyi kirletmeye hakkınızın olmadığı gibi, kirli bahçenize de kimsenin girmesine izin vermemelisiniz. Kirli bir bahçeyle, gübrelenmemiş bir bahçe anlaşabilir. Sizin bahçeniz çöplük kokarken bahçesi temiz olana dokunmak, bir başkasını çöplüğe dönüştürmek demektir ve buna asla hakkınız yoktur. O nedenle; önce kendiniz, sonra başkaları…

Damla Kapıcıoğlu hakkında
damlakapiciogluu[@]gmail.com