Kültür/Sanat

Didem Madak: Hüzün Sektöründe Bilfiil 23 Sene Görev Yaptım!

1983 yılında beyin kanseri nedeniyle annesini kaybeden Didem Madak, en büyük travmasını şiirlerine yansıttı.

“Kayboluşumun beşiğini sallıyorum bu akşam / Büyüyor yavaş yavaş / Sırtında parmak izleriyle zamanın / Bir tekir kedi ile beraber / Seyrediyorum hayatı…” – Didem Madak

Didem Madak, 8 Nisan 1970 İzmir doğumlu Türk şairdir. 1983 yılında beyin kanseri nedeniyle annesini kaybeden Didem Madak, en büyük travmasını şiirlerine yansıttı. Babasının kısa süre sonra başka biri ile evlenmesi ise aralarındaki bağı yavaş yavaş kopardı. Maddi sıkıntılar nedeniyle ilk sene üniversiteye gidemedi ve tekrar girdiği sınavda Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Ama sorunları nedeniyle dondurdu ve 19 yaşında evlendi. 4 yıl evli kaldıktan sonra boşanıp eğitimine deva etti.

Eğitimini bitirdikten sonra staja başladı ve staj yaptığı dönemde tasavvufa yöneldi. Şiirle de tanışıklığı bu şekilde gerçekleşti. İstanbul’a taşınan Didem Madak, İstanbul Eczacılar Odası’nın avukatlığını yaptı ve bu sırada şiir yazmayı ihmal etmedi. 2006 yılında tekrar evlendi ve çocuk sahibi oldu. Çocuğuna annesinin adını olan Füsun ismini koydu. Bu süreçte şiir yazmaktan uzaklaştı ve 2010 yılında kolon kanseri oldu. Kansere karşı savaştı ancak 23 Temmuz 2011 tarihinde yenik düştü. Bize veda ederken daha 41 yaşındaydı.

Üç kitabı bulunan Didem Madak’ın, ilk kitabı olan Grapon Kâğıtları İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü kazandı.

  • Grapon Kağıtları, 2000
  • Ah’lar Ağacı, 2002
  • Pulbiber Mahallesi, 2007

Grapon Kağıtları Kitabından Bir Şiir

Sevgili Anneciğim, / Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda / Kocaman bir dağ lalesi gibi / Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim / Muc’ın ucuz evinde / Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem / Duvarlara hep senin resmini çiziyor / di’li geçmiş zamanda birçok resim, / Hep gülümsüyorsun / Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi / Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında / Durmadan soluyormuş gibi

Hatırlar mısın? / Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü’nü / O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü. / Vişne bahçeleriyle dolu, / Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. / Bazen ölmek istiyorum  / Beni yeniden doğurman için / İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.

Kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya / Bazen görülen rüyalar gibi kapkara / Bir ton rüya çıtırdarken / Sen kar yağmadan önce başkaydın, / Kar yağdıktan sonra bambaşka. / Sanki hep buluğ çağındaydım. / Kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları / Binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini / Bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi / Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı / Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında / Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi / Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar… / Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

Ben bu eve Muc’ın ucuz evi diyorum / Yokluğunda böyle oldum. / Mucize öldükten sonra buraya taşındım. / Ve inan / Muc bu evi bana çok ucuza verdi.

Yaşasaydın, hayatının ortasına / Güller yığan bir adam olsun isterdim babam. / Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim. / Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu / Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri / Diye başlayan bir çocuk romanında… / Şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi / Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için, / Bu acımasız ölü anne sesini

Şimdi mucizevi bir yerdeyim / Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada / Ve çok ağır ilerliyor. / Yüzümdeki çillerden başka / İsyan eden biri yok hayatımda.

NOT:
Ölen her kadın için bir şiir yazdım. Onları Muc’a evin karşılığında verdim Çok ucuza. Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: ANNE!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu