Kişisel GelişimSağlık

Fazla Kiloların Derin Psikolojisi Hakkında Ne Biliyoruz?

Zamanında fazla kiloları ile derinlemesine mücadele içerisine giren, halen daha o mücadeleyi devam ettiren (156 kilodan 70 kiloya düşmem) biri olarak bu konuya değinmem gerektiğini düşünüyordum. Geçtiğimiz akşam TLC’de de yayımlanan “Ağır Yaşamlar” programını izlerken aklıma geldi. “Neden fazla kiloları bulunan, şişmanlık ya da obezite ile mücadele eden bireyler için bir yazı yazmıyorum?” dedim kendi kendime ve şimdi buradayım, buradayız.

Elimde bir balyoz olsa idi toplumumuz içerisindeki tüm ayrım yaratan kavramları yıkmak isterdim. Bir insanın uzun ya da kısa boylu, kilolu ya da zayıf, gözlüklü ya da kör, çarpık ya da sütun bacaklı, kepçe ya da yapışık kulaklı olmasını ayrıştırmadan bir toplum düzeni içerisinde yaşamak… Bu bir hayal ve asla gerçekleşmeyecek ne yazık ki. Çünkü toplumumuz, kavramların arkasına sığınan bir toplum. Biri sizden daha başarılı ise “Kesin torpillidir” demek ya da aşırı kilolu ise “Afrika’daki kıtlığın sebebisin” demek daha kolayımıza geliyor. Kendimizde bulunan özgüvensiz olduğumuz noktaları saklamak isterken başkalarının hassas noktalarını gün yüzüne o kadar kötü ve yargılayıcı bir şekilde çıkarıyoruz ki… Bir de bu durumda sanıyoruz ki biz mükemmeliz. Oysa birer hiçiz. Bir başka insanın fiziki özellikleri ile alay etmek, yargılamak, aşağılamak gibi hal ve hareketlerimiz sadece bizleri aşağılayan hal ve hareketlerdir, farkında değiliz.

Türkiye’nin Üçte Biri Şişman

2018 yılında açıklanan verilere baktığımız zaman Türkiye’nin üçte biri, dünyada ise 2 milyar insan şişman ve obezite grubunda yer alıyor. Yani her kafanızı çevirdiğinizde fazla kiloları olan erkek ile karşılaşma ihtimaliniz yüzde 39’ken, kadın görme ihtimaliniz yüzde 41 olarak bulunuyor ve bu rakamlar oldukça yüksek rakamlar…

Bir zamanlar obez olan biri olarak toplumda çok ciddi yargılamalar, aşağılamalar içerisinde karşılaştığımı bilmenizi isterim. “Yüzün çok güzel zayıflasan manken gibi kız olursun” demek de bir aşağılamadır, “Yuh, gel istersen bir de beni ye” demek de aşağılamadır. Bir insanın hassas olduğunu bildiğiniz herhangi bir nokta hakkında bu şekilde yargılamada bulunmanız, o kişiye yaptığınız en büyük saygısızlıktır aynı zamanda.

Şişmanlık çok derin ve ilginç bir evredir insan hayatında. Kendi açımdan baktığımda kilo almamın en büyük sebebi olarak genetik faktörleri ve mutsuzluğu görüyorum. İnsanlar çeşitli şekillerde kilo alabilir. Guatr hastalığı, şeker hastalığı, kortizon tedavisi ve nice hastalık ve tedavi şekliyle kilo alınabileceği gibi benim gibi olan, genetik faktörler ve duygusal durum bozukluğu sebebiyle kilo alan kişiler de olabilir.

Düşünün ki ben ve benim gibi insanlar, yemek yemeyi bir kaçış noktası olarak görebilir ki bu yemek yeme bozukluğudur. Dünyada en mutlu olduğum an, herkesten kaçtığım, tüm dertlerimi unuttuğum an, yemek yediğim andı. Kimisi bu anı kahve içerek, kitap okuyarak, müzik dinleyerek, spor yaparak ya da balkonda bir sigara içerek geçirebilir. Kimisi de ben gibi yemek yiyerek. Her üzüldüğünüzde kendinizi buzdolabının önünde bulmak, bu alışkanlığınıza bir “Dur” diyememek oldukça kötüdür. Bununla birlikte aldığınız kilolar başınıza bir dert olur. Yaşam standartlarınız kısalır. 156 kiloya ulaştığımda ne yokuş çıkabiliyor, ne kendi çorabımı giyebiliyordum. Fakat tüm bunlara rağmen de bikinisi ile denize giden, yağlanıp güneşlenen bir kızdım. Çünkü kilolarımın hiçbir zaman beni kısıtlamasına ya da aşağılık hissettirmesine izin vermedim.

Mücadele Her Zaman Güzeldir

Kilo vermek ya da almak için yapılan mücadele oldukça özel ve güzeldir. Tıptaki teknolojinin ve bilginin gelişmesi ile birlikte günümüzde zayıflamak daha kolay bir hale geldi ki bu teknolojiden faydalanan insanlardan biriyim. Her ne şekilde olursa olsun verdiğiniz mücadele, elde ettiğiniz sonuçlara değiyor ise yolunuz ne kadar zor ve dikenli olsa da sonucunda büyük bir haz duyuyorsunuz.

Konumuza geri dönecek olursak, TLC’deki “Ağır Yaşamlar” programını izlerken, kendi şişmanlık evremi düşündüğümde şu sonuca vardım: birincisi her zaman bu konu ile mücadele etmiş biriydim, ikincisi toplumun baskısı altında sürekli olarak ezilmiştim ve üçüncüsü iradesizlikten de öte psikolojik yönden etkilenerek şişman biri haline gelmiştim. Bu evre içerisinde beni en çok yaralayan kısmın hangisi olduğunu düşündüğümde ise toplumsal baskı olduğuna karar verdim ve dolayısıyla da şu an bu satırları yazmaktayım. Bu nedenle toplumumuza şişmanlık psikolojisi ile ilgili olarak altın değerindeki önerilerde bulunmayı boynumun bir borcu olarak bildim. Toplumsal anlamda refaha ulaşabilmemiz için herkesin aklında bulundurması gereken şişmanlık kurallarını şöyle bir sıralayalım:

  1. Şişman ya da obez birini gördüğümüz zaman aşağılar şekilde onu incelemek, fazlalık kilolarını gördüğümüzde onu incitecek yorumlarda bulunmak, iyilik yaparmış gibi eleştiri sunmak ve kiloları hakkında öneriler yapmak yanlıştır. O insan şişman ya da obez olduğunun farkındadır. Bu tıpkı kel olduğunun ya da gözlük taktığının farkında olmak gibi bir durumdur. İncitmek ya da eleştiride bulunmak yerine o insanın dışına değil, içine yönelmek gerekir.
  2. Dünyada pek çok şişman ya da obez olan başarılı ve ünlü insanlar bulunmaktadır. Adele, dünya üzerinde en çok satan 32 albümden birine sahiptir ve ünlü hayatına sesi ile kavuştuğunda tam 122 kilodur ve kendisine her zaman şöyle demiştir, “Eğer kilolu olmasaydım bu kadar başarılı olabilir miydim? Benim vücudum, benim vücudumdur.”
  3. Her haliniz ile güzel olduğunuzu unutmayın. Bir insanın fazla kilolara sahip olması, hayatındaki birtakım şeylerden mahrum kalmasına sebep olmaz. 130 kilo ile bungee jumping yapmış biri olarak hayatımın en iyi deneyimiydi diyebilirim.
  4. Şişman olmak sizi çirkin biri yapmaz. İnsanlardaki en büyük güzellik huzur ve mutluluktur. Kendinizi kilolarınız ile sevmeyi ve affetmeyi öğrenmelisiniz. Eğer kilonuz ile alay eden, aşağılayıcı yorumlarda bulunan biri varsa da unutmamalısınız ki kendisinde hoşnut olmadığı pek çok özelliği vardır. Biri sizi aşağılıyor ise kendisinin aşağılık bir insan olduğunu düşündüğü içindir. Hayatta unutulmaması gereken altın kurallardan biri budur.
  5. Yaşam ne şekilde olursa olsun güzeldir. 60 kiloda olan birini çok mutlu mu zannediyorsunuz? Hedeflediğim kiloya düştükten sonra elbette mutlu oldum, fakat bu durum hayat standartlarımı yükseltti. Hayatımın akışında bulunan ve beni mutsuz edecek olayların yörüngesini değiştirmedi.
  6. İnsanlar çeşitli şekillerde kilo alabilir ve verebilir. Bu durumu yargılamadan önce aklınıza o insanın zor bir hayata sahip olduğunu getirmeniz gerekir. “Empati” hayatımız içerisindeki en önemli unsurdur. Bir tek bu konuda değil, her konuda empati yapmamız gerekir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu