Kişisel Gelişim

Hiç Darılmadığınız İçin Hiç Kırılmadığınızı Sandılar

İnsan ilişkilerinin karmaşıklığı bazen öyle bir hal alıyor ki nasıl davranmanız gerektiğini bilmiyorsunuz. Davranış biçimlerimiz ya da değişken tavırlarımız, ikili ilişkilerimiz içerisindeki en büyük problem. Bu problemlerden sonra kırgınlıklar ve dargınlıklar da ortaya çıkabiliyor. Bazı insanlar (bu insanlardan biri de benim), darıldıklarını söyleyemez. İçine atar, içinde yaşar, kendi içinde tüm problemi çözer ve karşısındaki insana sanki hiçbir şey olmamış, hiçbir şekilde üzülmemiş, hiçbir şekilde kırılmamış gibi davranır. Kimileri kırgınlığınızı ve üzüntünüzü anlar fakat bazı kişiler hiçbir şekilde anlamaz. Hiç darılmadığınız için hiç kırılmadığınızı sanırlar. Siz belli etmedikçe, problemleri kendi içinizde çözmeye çalıştıkça kendinizle mücadele verir, kendinizle savaşırsınız. Tüm bu mücadele içerisinde güçlü durmak zorunda kalır ve bu güç gösterisini sergilerken iyi de bir rol oynamanız gerekir. Çünkü içiniz ağlarken dışınız gülmek zorundadır.

Pek çok insan darıldığını ve kırıldığını iki sebepten ötürü söyleyemez. Birincisi, o insanı kırmak istemez. Sanki kırıldığını ya da darıldığını söylemek, o insanı incitecek gibi düşünür. İkincisi ise kaybetmekten korkmaktır. Bir insan, karşısındaki kişiyi kaybetmek istemediğinde, sevgisi daha ağır geldiğinde susmayı ve hissettiklerini gizlemeyi tercih eder. Susulan tüm duyguların içerisinde öfke, kızgınlık, kırgınlık ve diğer tüm olumsuz hisler vardır. Bunları dile getirmek yerine gizlemek daha iyi gelir. Oysa söylemek her şeyi çözebilir.

Kırıldığınızda Söyleyin Çünkü Yaşam Kısa

Yaşam o kadar kısa ki size sevdiğinizi, pişman olduğunuzu, kırıldığınızı ya da dargın olduğunuzu söyleyecek vakti kimi zaman vermiyor. Yaşadığınız her anın bir kıymeti var ve bu kıymeti bilmek de güçlü olmayı gerektiriyor. Kırılıyorsan söylemelisin, inciniyorsan belli etmelisin. Darılıyorsan göstermelisin. Çünkü hayatımızdaki hiç kimse müneccim değil. Biz konuşmadan, belli etmeden ya da göstermeden inanmak da mümkün değil. Bir insanı kendimize inandırabilmemiz için hissettirmemiz gerekiyor. Her halimizle hissetmek, her halimizle sevmek ya da her halimiz ile kırıldığımızı göstermemiz gerekiyor.

Ne zaman ki artık yaşamın bir gün son bulacağını kabul ediyorsun, o zaman değişiyorsun. Kırıldığın yeri göstermeye başlıyor, yarana merhem olunmasını bekliyorsun. Fakat bu beklenti içerisine de çok fazla girilmemesini öneriyorum. Çünkü duyulan beklenti ile duyulan üzüntü doğru orantılı. Birinden çok fazla şey beklemek ya da beklenti içerisine girmek aynı zamanda hayal kırıklığını beraberinde getiriyor. Bu nedenle bir özür ile affedecek kadar yürekli, bir kırgınlık ile ilişkinizi bitirmeyecek kadar güçlü olmanız gerekiyor.

Affetmek, erdem sahibi olmak demektir. Önce kendinizi, sonra başkalarını affedebilmeyi öğrenmek ise yüce gönüllülüktür. Hayatınızdaki her şeyi, yaşadığınız an içerisinde affetmek zorunda değilsiniz. Lakin affedemediğiniz her şey için mutlaka bir gün üzülürsünüz. Bu nedenle affedici olun. Kırılın ama affedin. Darılın ama sırtınızı dönmeyin. Çünkü bir gün kırıldığınız her noktadan kendinizi öpmeyi bileceksiniz.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu