Blog

İnsan Büyük Resme Odaklanmalı ve Yeteneklerine Sığmamalı

İnsan bu ya, o zaman bile memnun olmazdı oturduğu sandalyeden.

Hani her zaman deriz ya, “Büyük resmi görmelisin” diye, peki biz ne kadar görebiliyoruz? Mesela bence insanlar olaylara kendi pencerelerinden bakmıyorlar. Kocaman bir pencerenin farklı noktalarından bakıyorlar.

Doğdukları şehirlerle, yaşadıkları şehirlerle ve okudukları şehirlerle kendi yerlerini, konumlarını belirliyorlar. O pencerenin hangi noktasında duracaklarını… Durdukları noktadan ise dünyaya bakıyorlar, hepimizin yaşanmışlıkları üzüntüleri sevinçleri hatta isimleri bile birbirinden farklı. İşte bu da konumların şehirlerden ibaret olmadığının kanıtı.

İnsanın Yetenek Sınavı

İnsanoğlu alabildiğine farklılık göstermekle kalmıyor farklı da görüyor. Yetenek sınavınız eğer müzikse duyduklarınızdan yola çıkarak birtakım cevaplar ya da sesler verirsiniz. Bazen de sizden bir enstrüman çalmanız ister. Yetenek sınavları yeteneğe göre farklılık göstermektedir. Belki bu yaşadığımız ülkeler gibidir.

Yetenek sınavınız müzik değil de resimse, her bir öğrenci hayalleri uğruna bir sandalyeye oturur ve önüne bırakılan resim kağıdına gördüklerini çizer. Bazılarımıza modelin sırt kısmı gelir, bazılarımıza kol, bazılarımıza yüz.

İnsan, modelde gördüklerinden yola çıkarak ele alır hayatı ve başlar hikayesini bembeyaz bir kağıt üzerine karalamaya. Sırtı gören yüz çizimde usta sanır kendini, ustadır ya pişman olur oturduğu yerden.

Modelin oraya nasıl ne konumda oturacağını bilemeyeceğini anlaması ise uzunca bir süre devam eder. Haliyle odaklanamaz bizim insan çizdiklerine.  Modelin yüz kısmına gelen de sırtı isteyebilir, çünkü memnun olmaz insan yaşamından. Sağ kolu gören neden sol değil diye isyan bile edebilir, oysa bilmez kolların yüzden ya da sırttan daha farklı olduğunu. Amacı yakınmış olmaktan öteye geçmez.

Kısım kısım çizmek insanı, aslında kimseye öğretilmemiştir belki de. Belki de öğretilmiştir de tek taraflı olması yeter diye düşünülmüştür. Dünya da böyle işte kocaman.

Büyük Resme Odaklanmak

Aslında model yerine bir gözyaşı, bir yarım elma, bir hüzün koyulabilirdi ortaya. İnsan bu ya, o zaman bile memnun olmazdı oturduğu sandalyeden. Bilenler ya da o sırada öğrenenler de vardır mutlaka. Yakınmadan, sızlanmadan, ağlamadan sunulan hayatı yaşayan. Ben henüz denk gelmedim ama umudu da kaybetmemek gerek. Neyimiz kaldı ki başka? Oysa o sınıfın penceresinden baksa kendi konumuna, fark edebilirdi insan.

Sınavda kötü bir yere denk gelmek gibi bakılsa da duruma, bence insan kendi konumunu kendi seçer ve kendi belirler.

Kısacası küçük ayrıntıları düşünmekle geçirdiği sürede büyük resmi göremez. Zaten sınav süresi boyunca da ya zamanını öldürür ayrıntılarla ya da tabiri caizse kendini öldürür. Amacına, emeline, hedefine, hayaline en çok da kendine ulaşamaz.

Siz de bulunduğu konumdan memnuniyetsizliği etrafa savuran insanlardan mısınız yoksa daha iyi bir konum için elinden gelenin fazlasını yapanlardan mısınız? Bu soruyu sorun kendinize, zaman zaman.
Olmanız gereken konumda olmadığınızda da bahaneleri bir kenara bırakarak, kendi konumunuzu güzelleştirin. Büyük resme bakabilmeyi öğretin kendinize.

Dışarıdan yıkık dökük görünen evlerin camlarında, balkonlarında çiçekler vardır mesela. Sahibi için küçük bir bahçe olur, küçücük pencere kenarından büyük resme bakar hayat bulan bitkiler, çiçekler.

İnsanların çoğu ise anlam veremez. Virane olmuş bir yapı için, neden güzelleştirilme çabasına girmiştir ki diğer insan? Gel gelelim göreceli kavramlardan birine daha, dışı görünen evin içini kim bilebilir ki? Dokunuşuyla güzel bir bahçe oluşturmuş diğer diye ayırdığı insanı, küçümseme haddini nereden bulabilir?

Nerden cesaret alır diye düşünebilirsiniz. Hemen cevap vereyim, tabii ki konumundan ve sanır ki insan, konumu eşsiz ve harika. Bulunduğu konumdan cesaretle insanların yaptıklarını yargılama hakkı tanır kendine. Ya gerçekten konumu çok kötüdür ve farkında bile değildir ya da konumunda kalmaktan memnundur o insan. Başkaları varsa ondan mutlaka alttadır.

İşte sırf bu yüzden;

Pencerenizin kenarına sırf bu insanlara inat bir çiçek koyun. Koyun ki, onlar kendilerini bir şey olmuş sanırken, siz içeriden dışarıyı izleyerek gülümseyebilin. Onlardan bir adım daha öne geçebilin.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu