Neden Riskleri ve Risk Alan Kişileri Daha Çok Seviyoruz?

Genellikle başarılı olan kişileri ve başarılarını hayatlarındaki aldığı “riskler” ile özdeştirmeyi oldukça seviyoruz. Örneğin Elon Musk, SpaceX şirketinde “Falcon 1” roketini uzaya fırlatmak istediğinde üç kez deneme yapmış ve bu denemelerin hepsi başarısız olmuştur. Dördüncü kez uzaya fırlatmak için hazırlandığında şirketin tüm parasını harcamıştır ve pek çok kişi Musk’ı uyararak bunu yapmaması gerektiğini söylemiştir. Oysa kendisi geri adım atmamış ve Falcon 1 roketini dördüncü denemesinde uzaya fırlatabilmiştir. Eğer ki Musk bu fırlatmadan vazgeçmiş olsaydı bugün adını duyurmuş olabilir miydi ya da Space X şirketinin o roket fırlatmasından sonra adını günümüzde duyabilir miydik?

Tüm başarılı olan insanların doğası gereği bir risk almış olması tesadüf müdür yoksa onları mükemmel bir kahraman yapan risk almış olmaları mıdır?

ABD’li oyuncu Will Smith kendisi ile yapılan bir YouTube röportajında bu durumu şu şekilde ifade etmiştir, “Tüm başarılı insanların sahip olması gereken belli bir sanrısal kalitesi var. Son 50 milyon yıllık tarihte olanlardan farklı bir şeyin olduğuna inanmak zorundasınız, farklı bir şeyin olabileceğine inanmanız gerekiyor. ”

Farklı Bir Şeyin Olabileceğine İnanmak

Farklı bir şeylerin olabileceğine inanmak sizi girişimci yapmaktadır. Çünkü bir arayış içerisindesinizdir ve bu arayış içerisindeyken fırsatları değerlendirmek, riskleri alabilmek, tüm zararı üstlenebilmek beyninizin içerisinde sürekli olarak dönüp dolaşan fikirlerdir ve bunu yapmak için de büyük bir cesarete sahip olursunuz.

Başarı yolundayken elde etmiş olduğunuz başarı her ne kadar takım içerisinde olsanız da sizin başarınızdır. Dört kişilik bir grup içerisinde bile üstlenilmesi gereken risk oranı her kişi için yüzde 25 değil, yüzde 100’dür. Çünkü her kişinin gerçekleştirmesi gereken bir görev, bir sorumluluk vardır. Herkesin bir fikri gerçekleştirme yükümlülüğü vardır. Dolayısıyla yüzde 100 risk geçerlidir.

Farklı bir şeylerin olabileceğine inanan kişileri seviyor olmamızın temel sebebi ise o cesarete sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Tüm risk alınan hikayeler belki mutlu son ile bitmez fakat o riski alan kişiler gözümüzde birer kahraman gibi görünün. Çünkü alınan risk pek çoğumuz için oldukça büyüktür. Örneğin Steve Jobs, pankreas kanseri olduğunu öğrendiği zaman olması gereken tedaviyi 9 ay ertelemiştir. Kanseri düzenli ve dengeli beslenme ile alternatif tıp aracılığı ile çözebileceğine inanmış ve bu riski almıştır. Fakat Jobs’un tümörü ameliyat ile çıkarılması gereken bir kitleydi. Kendisi bu riski almış ve vefat etmişti. Lakin Steve Jobs bu riski almasıyla da gözümüzde adeta bir kahraman haline gelmişti. Neden?

Çünkü cesurdu… Hayat, cesur olan kişilere her zaman için iyilikler sunmamaktadır. Alınan riskler bizi daima başarıya, mutluluğa ve güzelliklere götürmez. Fakat o cesareti edinebilmek bizlere büyük bir güç verir. Bir dahaki sefere “Ne kaybedebilirim ki?!” algısına sahip olmamızı sağlar. Denesek ve yanılsak da “En fazla ne kaybedebilirim ki?” şeklinde düşünür, düşsek de kalkarız ayağa yeniden… İlerlemenin ve başarısızlıklar sonucunda başarılı olmanın da tek yolu budur. Hayat cesur olmayan hiçbir insanın yanında durmaz. Sadece cesareti ile yol kat etmeye çalışanlar ne kadar uzun bir yola sahip olduklarını görebilir. Hatta T.S. Eliot der ki,

“Sadece çok ileri gitme riski olanlar, ne kadar ileri gidebileceğini öğrenebilir.”

O halde riski değil, cesareti seviyoruz. Bizlere cesaret duygusunu aşılayan, bizleri tetikleyen ve cesur olmamıza teşvik eden kişileri seviyoruz. Her ne kadar başarısız olsalar da onların cesareti, bizlerin gözünde bir “kahraman” yaratıyor!

Damla Kapıcıoğlu

damlakapiciogluu[@]gmail.com

Your Header Sidebar area is currently empty. Hurry up and add some widgets.