Anksiyete Deyip Geçmeyin! Çağımızın En Büyük Akıl Hastalığı Seçildi

Yapılan araştırmalarda dünya üzerinde 275 milyon anksiyete hastasının olduğu belirlendi. Çoğu zaman depresyonun en yaygın hastalık olduğu söylenir ancak ortaya konan istatistiklerle birlikte ilk sırayı anksiyetenin aldığını görüyoruz. Günümüzde halk arasında depresyonun akıl sağlığı ile ilişkilendirilen bir durum olduğu söylenir. Ancak 21. yüzyılın başında dünya çapında akıl hastalıklarının sayısının artması, akıl hastalıklarına bağlı konularda yeni sağlık sorunlarının ortaya çıkması tek bir sorunu ortaya çıkardı. Anksiyete!

Anksiyete diğer bir adı ile kaygı bozukluğu kişiden kişiye değişiklik gösterebildiği gibi farklı yönleriyle ilerleyebiliyor. İstatistiklere göre kaygı bozukluğu yaşayan kişilerin yüzde 62’lik kısmı ise kadın. Toplumda pek çok kişi endişeleri ile başa çıkamadığı için bir uzmanın kapısını çalıyor. Günlük hayatımızda haberleri açıp sadece birkaç dakika yaşanan olayları izlemek yakın gelecek hakkında endişe duymamıza sebep olabiliyor. Bu durum normal olarak kabul edilse de aslında hiç normal değil.

Hastalar Anksiyeteyi Nasıl Tarif Ediyorlar?

Anksiyete bozukluğu yaşayan hastalar doktora nasıl hissettiklerini genellikle hep aynı tariflerle anlatıyorlar. Kalbin üzerinde meydana gelen bir ağırlık ve sürekli şişip sönmeye hazır bir balon varmış hissi size de çok tanıdık geliyor mu? İşte pek çok insan kronik hale gelen kaygı bozukluğunu bu şekilde anlatıyor.

Biraz daha tıbbi açıdan olaya yaklaşacak olursak kaygı yakın gelecekte yaşanabilecek kötü olayların düşünülüp kişinin endişe duyma hali olarak tanımlanıyor. Endişe duyan kişi günlük hayatına adapte olmakta zorluk yaşıyor.

Kişi yaşadığı strese bağlı olarak sürekli hale gelen bir huzursuzluk, yerinde duramama, titreme, soğuk soğuk terleme ve bir türlü rahatlayamama hali içine girebilir.

Yoğun stres altında vücut dengeyi kaybedeceği için yüksek kalp çarpıntıları, zaman zaman tansiyonun yükselmesi, karnın üst kısmında strese bağlı olarak gelişen şiddetli bir ağrı ve ağız kuruluğu görülen semptomlar arasında yer alıyor.

Sağlık Sistemleri Anksiyetenin Çözümü İçin Yeterli Mi?

Bilimsel araştırmalar yıl 2030 olduğu zaman akıl sağlığının küresel ekonomiye olan maliyetinin toplam 16 trilyon dolar olabileceğini düşünüyor. Günümüzde akıl sağlık sistemleri yeterli donanımı sağlayamıyor. Anksiyetesi olan kişilere uygulanan tek tip sağlık uygulamaları maalesef herkes için ayı etkiyi vermiyor. Özellikle düşük gelirli ülkelerde anksiyetesi olan kişiler bunu ciddi bir sağlık problemi olarak görmediği için tedavi olmuyorlar. Bu durum çeşitli akıl hastalıklarını beraberinde getiriyor.

Dozunda Kaygıdan Korkmayın

Kaygı hepimiz tarafından belirli zaman dilimlerinde sorunlar karşısında yaşadığımız bir sorun olabilir. Her kaygı duyanın anksiyete bozukluğu olduğunu söyleyemeyiz. Uzmanlar belirli düzeyde yaşanan kaygının son derece sağlıklı bir durum olduğunu belirtiyorlar. Ancak her duruma kaygı ile yaklaşmak sağlıksız bir ruh sağlığının belirtisi..

Kaygı bozukluğu tek bir nedene bağlı olarak gelişmiyor. Günlük yaşantımızda karşılaştığımız ve kontrol altına alamadığımız sorunların birikimi diyebiliriz. Bir travma sonucunda da ortaya çıkması muhtemel olan bu sorun beynin kendisini kontrol ve güven altına almak için uyguladığı bir mekanizma olarak da ortaya çıkabilir. İşin genetik kısmını atlamayalım. Ailede yaşanan anksiyete sorunlarının genetikle birlikte diğer aile bireylerine geçme olasılığı son derece yüksek. Ancak her beynin ve her bedenin olaylara verdiği yanıt ve tepkiler farklı olduğu için genetik gözünüzü korkutmasın.

Anksiyete Nasıl Tedavi Edilir?

Anksiyete derin nefes alıp, sakin olmayı gerektirecek kadar basit bir durum olmadığı için mutlaka psikolog ve psikiyatrist eşliğinde kontrol altına alınması önerilir. Tedavi aşamasında sakinleştirici bazı ilaçlar kullanılabilir. Hastalığın belirtileri ve seyrine göre kişiye özel bir tedavi sistemi uygulanır. ‘Arkadaşımın başına gelmiş, bende aynı ilaçları kullanayım’ diyecek kadar basit bir durum değildir.

Gerekli görüldüğü durumlarda ilaç tedavisi ve konuşma terapileri bir arada gerçekleştirilir. Ancak hastalığın kontrol altına alınması için süreklilik çok önemlidir. Terapiler sırasında kontrol altına alınamayan duygular gün yüzüne çıkabilir. Bu durum sizi korkutmasın. Üzerine gittiğiniz zaman azaldığını göreceksiniz. Doğru nefes alıp verme teknikleri beynin ve kalbin rahatlaması için son derece etkilidir. Uzman eşliğinde yapılan tedavinin belirli bir aşamadan sonra sonuç verdiğini ve kaygılarınızdan uzaklaşmaya başladığınızı gördükçe kendinize olan güveniniz artacak.

Elif İşci hakkında
elifisci01@gmail.com